Zeytinin ve Zeytinyağının Tarihçesi

Zeytinin ve Zeytinyağının Tarihçesi

Zeytin yetiştiriciliğinin doğuşu konusunda net bir bilgi bulunmamakla birlikte, yaklaşık 6.000 yıl önce Anadolu’ da başlamış olduğu söylenebilir. Oleacea familyasının bir üyesi olan zeytinin (Olea Europaea  L.) anavatanı, Güneydoğu Anadolu bölgesini de içine alan Yukarı Mezopotamya ve Güney Ön Asya’dır. Anadolu’ da özellikle Kilikya ovasında (Adana civarı) zeytin yetiştiriciliği yapıldığı konusundaki veriler, Hitit metinlerinde yer almaktadır. Zeytinin ilk kez kültüre alınışı ve ıslahı Samiler tarafından gerçekleştirilmiştir.

Tarihi gelişimi içinde birçok efsaneye konu olan zeytin, eski uygarlıkların yazıtlarında ve kutsal kitaplarda da anılmıştır. Eski Ahit’ in bazı bölümlerinde zeytin ağaçlıklarından bahsedilmekte ve zeytinyağının sağlık açısından çok gerekli olduğu kabul edilmektedir. Kuran-ı Kerim’ in “El Müminin” suresinin 20. ayeti ile “Nur” suresinin 35. ayetinde de zeytinden bahsedilmektedir.

Zeytin; servet, şöhret ve barışın sembolüdür. Beyaz bir güvercinin, Nuh Peygamber’in gemisine tufan sonrası canlılık belirtisi olarak, ağzında zeytin dalı ile dönmesi nedeniyle tarih boyu barışın sembolü kabul edilmiştir. Gerek dostane yarışmaların gerekse kanlı savaşların galiplerine zeytin çelenkleri verilirdi. Ünlü kişilerin başları zeytinyağı ile ovulurdu ve insanlar servet ve refahın zeytinden geldiğine inanırlardı. Zeytinyağı aynı zamanda bir merhem ve güzel kokulu yağ olarak da kabul edilirdi.

Zeytinin Atina’ ya getirilmesi ve zeytinyağının keşfedilmesi, Atina şehrinin baş tanrıçası olan Athena’ ya atfedilmektedir. Efsaneye göre, deniz tanrısı Poseidon, Atina şehrini ele geçirmek için Athena ile rekabet ediyordu ve her iki tanrı da Atina’ya verebilecekleri en güzel hediye için mücadele etmekteydi. Bu amaçla Poseidon kutsal bir göl, Athena ise zeytin ağacı verdi. Tanrılar konseyi tarafından verilen bir hükümle, kazanan Athena oldu. Çünkü zeytin sadece yüzlerce yıl yaşamakla kalmayıp yenilebilir bir meyve veriyordu ve yiyeceklerde sos olarak kullanılabilen, yaraları ve hastalıkları iyileştirebilen ve aydınlanmayı sağlayan zeytinyağının da kaynağıydı.

Zeytinyağı sporda da önemli bir role sahipti. Atletler kaslarını esnek tutmak için düzenli olarak vücutlarına zeytinyağı sürerlerdi. Olimpiyatlarda kazananlara zeytin çelengi takılır, ödül olarak da bir yüzünde tanrıça Athena’nın, diğer yüzünde de yarıştığı sporun resmi olan özel amforalarda bulunan zeytinyağı verilirdi.

Zenginlikleri zeytin yetiştiriciliği ve zeytinyağına bağlı olan Girit krallıkları, tüm adaya dağılmış ağaçlıkların ortalarına saraylar kurmuşlardı. Bu saraylarda bulunan fresklerde zeytin ağaçları resmedilmişti. Zeytinyağı Girit’in en önemli ihraç ürünüydü. Yemeklik yağ ve lamba yağı olarak orta büyüklükte ve resimli amforalarla nakledilirken, pahalı merhem ve güzel kokulu yağlar da çok süslü yassı şişelerde nakledilmekteydi. Bu şişelerden bazıları Firavun III. Ramses’ in mezarında bulunan kiler odalarındaki bir freskte resimlenmiştir. Firavun’ un zeytinyağını ölümünden sonra da yanında istemesi yağa duyulan saygıyı göstermektedir. Mısır’da ölüm ayinlerinde hem vücudun yağ ile ovulması hem de  zeytin çelenklerinden yapılmış kolyenin takılması gerekmekteydi.

Takdis edilmiş güzel kokulu merhemler ve yağlar Yunanistan’ da, Yakın Doğu’da, Musevi Filistin’ de ve ilk Hristiyan döneminde Anadolu’da çok önemli yer tutmaktadır. Krallar, rahipler, hastalar, evlenecek çiftler, yeni doğanlar ve ölüler yağlarda takdis edilirdi. Hristiyanlıkta bu konuyla ilgili en önemli örnek Hz. İsa’nın yağlanmasıdır. Ülkemizin güney sahilinde, geçmişi erken Hristiyanlığa dayanan bir dini törene göre; ölen azizler, içi güzel kokulu yağlarla dolu taş lahitlere gömülürdü. Bu yağların tedavi edici olduğu düşünülürdü ve bu nedenle, süslü lahitlerde aralıklar bırakılırdı, bu aralıklardan yağlar akıtılır, gerektikçe de yeniden doldurulurdu. Antalya Demre’ de Aziz Nikolas (Noel Baba) da böyle bir lahite gömülmüştür.

Yunan ve Roma dönemlerinden günümüze çok sayıda yağ lambaları kalmıştır. Akdeniz Bölgesi’nin tamamında ve 5.000 yıldan uzun bir süre boyunca, bugünün elektrikli lambaları yerine, evleri, sarayları, tapınakları ve kiliseleri aydınlatmak için yağ lambaları kullanılmıştır. Musevilere göre Tanrı, Musa’dan tapınak için, içinde sadece en saf zeytinyağının kullanılacağı bir lamba bulmasını istemiştir.

Birçok sanatsal obje, zeytin ağacından yapılmaktaydı. Zeytin ağaçları resim sanatında da önemli bir yer tutmaktaydı. Zeytin hasadı, zeytinin preslenmesi ve zeytin ticaretini gösteren olaylar elle boyanmış kaplarda resmedilirdi.

Tarımla ilgili çalışmaların yazıya dökülmesi Romalılar dönemine rastlar. Bununla birlikte arkeoloji sayesinde bu tekniklerin Romalılardan önceki dönemlerde de bilindiği anlaşılmaktadır. Çok eski çağlardan bu yana Akdeniz kıyılarında yaşayan halkların zeytin meyvesi ve yağına ek olarak zeytin ağacından sağlanabilecek tüm olanakları kullandığı bilinmektedir.  Örneğin, zeytin ağacının dalları ve yaprakları sığırlara yem olarak verilmekte ve sepet yapımında kullanılmaktaydı. Pirina ise yakıt olarak veya bitkisel yağ ile karıştırılarak gübre amaçlı kullanılmaktaydı. Zeytin ağacının odunu da sert ve dayanıklı olduğu için yararlıydı.

Zeytinyağının üretiminin ve pazarlanmasının ilk olarak Suriye ve Filistin bölgelerinde başlandığı düşünülmektedir. İsrail’deki kazılarda çok sayıda zeytinyağı presi bulunmuştur. Zeytinyağı kullanımının Batı Akdeniz’deki yayılması; yağı M.Ö. 1000. yılın başında Kuzey Afrika ve Güney İspanya’ ya götüren Fenikeliler ve İtalya’ya götüren Yunanlılar sayesinde olmuştur.

İspanya’nın, İtalya’nın ve Yunanistan’ın zeytin yetiştiricileri olarak hakim konuma gelmeleri ise orta çağa rastlamaktadır. Bugün dünya zeytin varlığının % 96’sı Akdeniz havzasındadır. Bir Akdeniz ülkesi olan yurdumuz, zeytinin yetişmesi için gereken iklim koşullarının limitleri içinde yer almaktadır. 2002 yılı istatistiklerine göre 99 milyon ağaç varlığı ile ülkemiz dünyada 4. sırada yer almaktadır.

Ülkemizde “Sofralık Zeytin” denince akla ilk Gemlik, Gemlik denince akla ilk zeytin gelir. Hatta sofralık  kabiliyeti çok yüksek olan siyah renkli orta irilikteki zeytin cinsinin adı da “Gemlik  Tipi Sofralık Zeytin”dir. Gemlik arazisinin % 60’ının engebeli olması, geri kalan kısmının deniz kenarı yerleşim yeri olması, verimsiz arazi ve düzlüklerden oluşması ve ikliminin Marmara tipi Akdeniz iklimi olup zeytin yetiştirmeye son derece elverişli olması, Gemlik çevresinin ve dağlarının tamamına yakınının zeytin ağaçlarıyla dolmasını sağlamıştır.